Elçimini
Nov 8
miscuit:


Let me kiss you by Morrisey or Nancy Sinatra
Unut bütün bildiklerini. Bir kez olsun çıkar aklından etki ve tepkiyi. Tepki almak için ya da etki etmek için değil, öylesine boşluğa bırakmak için yaşadıklarını, bırak seçme hareketlerini. Temkinli davranma! Her şarkıda söylenenin aksine… Öyle yaptığım için böyle oldu ve böyle yapmadığım için öyle olacak gibi belirlenmiş kalıplarını koy bir kenara. “Birden gözlerini açarsın ve aslında fiziksel olarak çok da hoşlanmadığın birini görürsün karşında ama onun kalbi sana açıktır ve gerçekten aramasını bilen herkes için güneşte bir yer vardır.” Ararken her şeyi unutmalısın. O kadar çok seçenek var ki doğruyu ararken tamamen kaybolabilir ve sonunda ne aradığını dahi unutabilirsin. O da olabilir bu da… Bir aşktan kaç sonuç çıkarabilirsin? Olasılık hesaplarını kaç nesil daha sürdürebilirsin? Bütün olası sonuçlar elinin altında… Şimdiye kadar okuduğun bütün kitaplarla,  izlediğin bütün filmlerle ve dinlediğin tüm şarkılarla… Her seferinde mutlaka biri gerçekleşiyor ve bil bakalım neden bütün bu sanat dalları ayrılıkla sonuçlanan aşklardan dem vuruyor. Çünkü alışkın olduğumuz bir gidişat var. Başlayan her şeyin bittiği ve bazı şeylerin de hiç başlayamadığıyla ilgili kim bilir kaç hikâye dinledik. Bir ilişkiyi başlatan şey diğerinin sonu oldu. Bazen gösterip vermemekti kural bazen verip göstermemek. Erkekler için daha az karmaşık ama daha çok sıkıcıydı. Onlar kendilerini ikna ediyorlardı önce sonra karşı taraf ister istemez onların ikna olduğu hikâyede başrol oynuyordu. Kadınlara gelince ikna olduklarında ikna etmeleri daha da zorlaşıyordu. Bu yıllardır böyle sürüp gitti ve herkesin hikâyesinde sebep ve sonuçlar farklı eşleşti. Neyin içinden çıkmaya çalışıyorsun. Let me kiss you. Güvenli cenneti tüm Amerika’da arayıp bulamamışken şarkıdaki ve şimdi arayışını sonlandırmış kendini diğerinin omuzlarına emanet ederken sen ne yapıyorsun?  Aynı şarkıyı bir kadın ve bir erkek aynı içtenlikle seslendirirken ve dünya üzerinde bu iki cinsin de üremekten başka tek derdi hayâsız oyunlardan sıyrılmış bir aşkken, sen daha neyin hesabını tutuyorsun?  Bu kadar naif bir şarkıyı bıkmadan defalarca dinledikten sonra aşka nasıl bu kadar acımasız yaklaşıyorsun.
Let me kiss you çalarken arka fonda, sen sahneye nasıl bu kadar riyakar bir nokta koyuyorsun?




Özlem. Biz bu zaman için fazlayız galiba! Yukarıda yazdıkların beni benden aldı.
hmmmm kurabiyeye gelince, yarın yapıyorum :)))

miscuit:

Let me kiss you by Morrisey or Nancy Sinatra

Unut bütün bildiklerini. Bir kez olsun çıkar aklından etki ve tepkiyi. Tepki almak için ya da etki etmek için değil, öylesine boşluğa bırakmak için yaşadıklarını, bırak seçme hareketlerini. Temkinli davranma! Her şarkıda söylenenin aksine… Öyle yaptığım için böyle oldu ve böyle yapmadığım için öyle olacak gibi belirlenmiş kalıplarını koy bir kenara. “Birden gözlerini açarsın ve aslında fiziksel olarak çok da hoşlanmadığın birini görürsün karşında ama onun kalbi sana açıktır ve gerçekten aramasını bilen herkes için güneşte bir yer vardır.” Ararken her şeyi unutmalısın. O kadar çok seçenek var ki doğruyu ararken tamamen kaybolabilir ve sonunda ne aradığını dahi unutabilirsin. O da olabilir bu da… Bir aşktan kaç sonuç çıkarabilirsin? Olasılık hesaplarını kaç nesil daha sürdürebilirsin? Bütün olası sonuçlar elinin altında… Şimdiye kadar okuduğun bütün kitaplarla,  izlediğin bütün filmlerle ve dinlediğin tüm şarkılarla… Her seferinde mutlaka biri gerçekleşiyor ve bil bakalım neden bütün bu sanat dalları ayrılıkla sonuçlanan aşklardan dem vuruyor. Çünkü alışkın olduğumuz bir gidişat var. Başlayan her şeyin bittiği ve bazı şeylerin de hiç başlayamadığıyla ilgili kim bilir kaç hikâye dinledik. Bir ilişkiyi başlatan şey diğerinin sonu oldu. Bazen gösterip vermemekti kural bazen verip göstermemek. Erkekler için daha az karmaşık ama daha çok sıkıcıydı. Onlar kendilerini ikna ediyorlardı önce sonra karşı taraf ister istemez onların ikna olduğu hikâyede başrol oynuyordu. Kadınlara gelince ikna olduklarında ikna etmeleri daha da zorlaşıyordu. Bu yıllardır böyle sürüp gitti ve herkesin hikâyesinde sebep ve sonuçlar farklı eşleşti. Neyin içinden çıkmaya çalışıyorsun. Let me kiss you. Güvenli cenneti tüm Amerika’da arayıp bulamamışken şarkıdaki ve şimdi arayışını sonlandırmış kendini diğerinin omuzlarına emanet ederken sen ne yapıyorsun?  Aynı şarkıyı bir kadın ve bir erkek aynı içtenlikle seslendirirken ve dünya üzerinde bu iki cinsin de üremekten başka tek derdi hayâsız oyunlardan sıyrılmış bir aşkken, sen daha neyin hesabını tutuyorsun?  Bu kadar naif bir şarkıyı bıkmadan defalarca dinledikten sonra aşka nasıl bu kadar acımasız yaklaşıyorsun.

Let me kiss you çalarken arka fonda, sen sahneye nasıl bu kadar riyakar bir nokta koyuyorsun?

Özlem. Biz bu zaman için fazlayız galiba! Yukarıda yazdıkların beni benden aldı. hmmmm kurabiyeye gelince, yarın yapıyorum :)))


annebanalolipopal:


izlediğimden beri yazdım yazacağım ama hep unutuyorum. kısmet bugüneymiş. buyrun size Nick & Norah’s Infinite Playlist’ten ufak bir alıntı:
Thom: You just haven’t figured it out yet, have you.  Nick: What?  Thom: …The big picture!  Nick: I guess not.  Thom: The Beatles.  Nick: What about them?  Thom: This.   [grabs Nick’s hand]  Thom: Look, other bands, they want to make it about sex or pain, but you know, The Beatles, they had it all figured out, okay? “I Want to Hold Your Hand.” The first single. It’s effing brilliant, right?… That’s what everybody wants, Nicky. They don’t want a twenty-four-hour hump sesh, they don’t want to be married to you for a hundred years. They just want to hold your hand.  [Gay couple passes holding hands and smiles at them]  Nick: I’m gonna stop right now.
İzleyin derim =)
edit: soundtrack’i de muhteşem olabilir. elinde olan paylaşsın bakiiim…




Seren, diyalog bölümünde en çok “…The big picture! ” bölümünün dikkatimi çekmesi sence de biraz manyakça değil mi? :))

Biliyorum, aranıza hoşgeldim ^^

annebanalolipopal:

izlediğimden beri yazdım yazacağım ama hep unutuyorum. kısmet bugüneymiş. buyrun size Nick & Norah’s Infinite Playlist’ten ufak bir alıntı:

Thom: You just haven’t figured it out yet, have you.
Nick: What?
Thom: …The big picture!
Nick: I guess not.
Thom: The Beatles.
Nick: What about them?
Thom: This.
[grabs Nick’s hand]
Thom: Look, other bands, they want to make it about sex or pain, but you know, The Beatles, they had it all figured out, okay? “I Want to Hold Your Hand.” The first single. It’s effing brilliant, right?… That’s what everybody wants, Nicky. They don’t want a twenty-four-hour hump sesh, they don’t want to be married to you for a hundred years. They just want to hold your hand.
[Gay couple passes holding hands and smiles at them]
Nick: I’m gonna stop right now.

İzleyin derim =)

edit: soundtrack’i de muhteşem olabilir. elinde olan paylaşsın bakiiim…

Seren, diyalog bölümünde en çok “…The big picture! ” bölümünün dikkatimi çekmesi sence de biraz manyakça değil mi? :))

Biliyorum, aranıza hoşgeldim ^^


Nov 7
Belki de Özlem haklı. Üzülmem değil de koşup pembe ve kalpli kremalı kurabiyeler yapmamı gerektiren bir durum bu. Bu kadar korkulacak ne var ki?

Belki de Özlem haklı. Üzülmem değil de koşup pembe ve kalpli kremalı kurabiyeler yapmamı gerektiren bir durum bu. Bu kadar korkulacak ne var ki?


Bugün mail olarak göndermiş bu beyaz atı. Aklımca “prensi geçtim o beyaz atı istiyorum ben” diye şakalar yapmaya çalışırsam böyle olur tabi.

Kendimi hep yanlış ifade ediyor olmama kaç puan?

Bugün mail olarak göndermiş bu beyaz atı. Aklımca “prensi geçtim o beyaz atı istiyorum ben” diye şakalar yapmaya çalışırsam böyle olur tabi.

Kendimi hep yanlış ifade ediyor olmama kaç puan?




Çatı katında ışık oyunları.

Çatı katında ışık oyunları.


Nov 6

Gözde bıdık bugün kahvemi içtikten sonra, “hadi kapat çok içimden geldi, fal bakıcam sana” dedi. İtiraz etmeden kapattım fincanı. Verdiği tatlı bilgilerden sonra ise aşağıya inerken şöyle söyledi-

“Bu konuda bir cevher görüyorum kendimde. Falın çıkarsa bana söyle tamam mı? Kendimi geliştirmeyi düşünüyorum fal konusunda”

Hadi yaaaa ama ben o beyaz atlı prensi gerçekten gördüğünü sanmıştım Gözde bıdık? Neyse ki bilime olan sevgi ve saygımdan bunu da bir ar-ge çalışması olarak kabul ediyorum.

Ve konudan bağımsız cümlemiz; yesss, i do love Indie boys.


Çok mu güzeldi bu film?

Çok mu güzeldi bu film?


annebanalolipopal:


Şarkı blogumu da tumblr’a taşıdım: http://busarkidasanagelsin.tumblr.com/
umarım beğenirsiniz :)




Beğeniriz ki :))

annebanalolipopal:

Şarkı blogumu da tumblr’a taşıdım: http://busarkidasanagelsin.tumblr.com/

umarım beğenirsiniz :)

Beğeniriz ki :))



Google’ın dalgasına kapıldım. Noray’cım ne de tatlı davetiye gönderirmiş :)

Hadi bakalım happy waving bana :)


Nov 5

gotcha!


Temamdaki gri bulutlar dağıldı. Bi tane minnoş köpek üst üste üst üste bisürüüü dondurma taşıyor, hem de rengarenk! Takım elbiseli adamın kafasına en üstteki çilekli dondurma düşmüş, üstü başı ve bank batmış. Yine çok tatlı.

Veeeeeee

Bugün.

Temam için mavi benim içinse oldukça yoğun bir gündü.


Gmail temam bugün griydi. Bi sürü rengarenk şemsiye üst üste, bi de yağmur damlaları pıt pıt. Şimdi yağmur yok artık, parçalı bulutlu mavi olmuş. Altta genci yaşlısı toplaşmışlar. Bir tane de zürafa en uzun boylusundan.

Ben bu temayı yerim. Resmen aşık oldum.


Page 1 of 36
feel free to e-mail me: elcintemel@gmail.com